Son zamanlarda, İstanbul'dan yani dışardan Rize’mizde yaşanan gelişmeleri izlediğimde, Rize'de kötü şeyler yapılmakta olduğu izlenimlerine kapılıyorum.
Hayatın birçok yerinde yaşadığımız haksızlıkların bize verdiği tecrübelerle olaylara yaklaştığımda, kaygı duyuyorum ve insanlarımızın bu durumun farkına varamaması ise bu yöndeki endişelerimi daha da arttırıyor. Öncelikle duyarlı bir Türk genci olarak ve tabii ki bölgemin bir delikanlısı olarak bu kaygılarımı sizlerle paylaşma gereği duydum.
Lütfen bireysel ve gündelik sorunlarınızı bir kenara bırakarak, bu sizlere anlatmak istediklerimi biraz olsun düşünün. 1- Kaçak Çay Olayı : Ülkemizin Başbakanı ve eski Başbakanı Rizeli iken önemli bir çay üreticisi olan ülkemize ‘yasadışı yollardan’ yıllık yaklaşık 50 bin ton kaçak çay girdiği ileri sürülüyor. Ve bununla ilgili yıllardır mücadele edilmesi yönünde çağrılar yapılıyor. Özellikle 2006 yılına bakıldığında, Çaykur Genel Müdürümüzün ifadesine göre ise ülkemize yıllık resmi olarak gümrük girişlerinden sağlanan ‘yabancı menşeli’ ithal çay miktarı ise 3 bin 700 ton civarında. Bu da 18 ayrı ülkeden gerçekleştiriliyor. Bunun yanında ülkemizden dışarıya ihraç edilen çay miktarı ise 3 bin 500 ton civarında.
Fakat, özel sektör kuruluşları ve bazı sivil toplum örgütlerinin verilerine baktığımızda ülkemizdeki senelik kaçak çay tüketim miktarının 40 bin ton civarında olduğunu görüyoruz. Bu da açıktan belli ediyor ki; bu ülkede 35 bin tonun üzerinde açıktan, yasa dışı yollardan kaçak çay getirtilip, piyasaya sürülerek yolsuzluk yapılıyor, halkın sağlığı ile oynanıyor.
Burada dikkatinizi çekerim, 35 bin kilo değil 35 bin tondan söz ediliyor.
Bugün Rize’deki çay fabrikalarının ekonomileri bozuk, bu durum müstahsile ve hepimizin bir yakınının yağmurda ve çamurda sarf ettiği emeğe de yansıyor.
Bu irili ufaklı 250’nin üzerindeki fabrikalarda işlenen ‘öz Rize çayının’ maliyeti bugün yaklaşık 4 YTL. Ama bugün bakıldığında bazı büyük çay firmalarının kurduğu farklı şirket isimleri altında ‘öz Rize çayı’ diye nitelendirilip paketlenerek; 2 YTL’ye piyasaya sürülen çaylar var.
Bu durum içerisinde Rizeli(!) olup da Rize’de çay fabrikası olan ve yasadışı şekilde bir anlamda yolsuzluk yapılarak ülkemize sokulan bu 35 bin ton kaçak çayda payı olan insanların veya şirketlerin başka bir isim altında kurmuş oldukları bu şirketler; bugün hakiki Rize çayına da ihanet etmektedirler.
Çay, bir gıda maddesi olduğundan, bu yasadışı uygulama ile ‘Rize çayı’ diye insanlarımıza ‘kaçak çay’ içiriliyor, sağlıkları ile oynanıyor ve daha da önemlisi ülkemizdeki çay tutkunlarının damak tadını değiştirilmeye çalışılıyor.
Diğer bir bakış açısıyla, bu yüzden bugün Rize’deki çay ekonomisi ve Rize halkı ekonomik açıdan mağdur durumda. Yani zengin yine zengin olurken garip yine garip olarak kalıyor. En ufak bir esnafın bile günde 50 bardak çay tükettiği Türkiye’de, bugün Rize’de üretilen kuru çaylar hala stoklardaysa bunun sebebi 2-3 tane büyük firmanın servetlerine servet katma hırsıdır. Dünyada en çok çay tüketilen ülkemizde Rize’de üretilen çay nasıl oluyor da stoklarda kalıyor. Rize’de üretilen çayın Türkiye'ye yetmemesi gerekirken stoklarda kalması, bu kaçak çay işiyle uğraşanların ve doğal olarak da bu işin içerisinde bulunan Rizelilerin Rize’ye ve ülkemize yapmış olduğu ihanetin bir göstergesi değil mi?
Efendim bu bir oto hırsızlığı, teyp hırsızlığı değil ki faillerini yakalamak zor olsun. Bu ülkede yaş çay alarak işleyen, çay satışı yapan firmalar bellidir. Çünkü bunun için gerekli yasal izinler alınması gerekir. 2- Rize'de Yapılan Yatırımların Getirisi : Bilindiği gibi son günler de Rize’de büyük çapta yatırım projeleri düşünülmekte. Çeşitli ilçelerimizde ve vadilerimizde hidroelektrik santrallerinin(HES) kurulması, Organize Sanayi Bölgesi (OSB), Rize’den geçecek olan enerji hattı, yapılması düşünülen birçok büyük otel projesi bunlardan birkaçı… Rize Belediyesi’nin bu yatırımlara alt yapı oluşturmak için silinen 30 milyon YTL’lik borcu göstermekte ki; Rize’de büyük bir istihdam ortamı sağlanacaktır.
Fakat bu gelişmeler yaşanırken, oluşturulacak bu istihdamdan faydalanması gereken Rize gençliğine karşı gizli bir operasyon yapılmakta olduğunu görüyoruz. Bu da Rize’nin sosyal yönünü oldukça ilgilendiriyor.
Nasıl mı? Psikolojide bir bölgenin iklim şartları o bölgede yaşayan insanların karakterlerinin belirlenmesini sağlar. Cinayetler ve bir takım suçlar her yerde olduğu gibi Rize’de de görülmektedir. Fakat bu olaylar hiçbir zaman canilikle veya insanlık dışı bir şekilde işlenmemiştir. Yaklaşık 6 ay içerisinde kol ve bacakları kesilerek çuvala koyulup denize atılan cesetler, bir genç kızın aynı şekilde öldürülerek yakılmak istenmesi gibi olaylar asıl sorgulanması gereken çok önemli gelişmelerdir.
Rize’de her gün bir olayın yaşanıyor olması ve bu olayların canice yapılmasının sebebi, son yıllarda Türkiye'de bir furya halini almış olan özellikle gençlerimizin hedef alındığı uyuşturucu madde niteliğindeki sentetik hapların Rize’ye sokulmuş olmasıdır.
Şehrimizde bu kadar çok yatırım söz konusu iken gençliğimize zarar veren bu uyuşturucu maddelerin Rize’ye sokulmasına Rize’nin mülki idaresi ve güvenlik birimleri nasıl müsaade ediyor veya haberi olmuyor hayret ediyoruz…
Yoksa Rize’de yapılan bu büyük yatırımlardan kimileri art niyet mi bekliyor. Yada Rize gençliği ve Rize’nin delikanlıları sindirilmesi gereken potansiyel düşman veya engel olarak mı görülüyor?.. O yüzden mi bunca yatırımın yanında, Ocak ayında Kalkandere’de Türkiye’nin en donanımlı cezaevi açılıyor. Yani işin özü, devletini seven devletinin soyulmasına izin vermeyecek olan Rize gençliğine ve Rize delikanlısına şu an gizli bir operasyon yapılmaktadır. Bütün bunlar bizlere bunun kaygısını yaşatmaktadır.
Bütün bu kaygı duyduğumuz gelişmeler ışığında, bu konuların mücadelesini veren ve ailesi mağdur edilen bir Türk vatandaşı ve Rize delikanlısı olarak, bu gelişmeleri sorgulamak istiyorum.
Hayatı bireysel değil de toplumsal bir bütün olarak düşünürsek eğer, bugün yaşanan ve yaşanacak olumlu gelişmelerin yarınlarımızı çok daha kazançlı hale dönüştüreceği bilinmelidir. Ve şehrimizde, kentimiz insanlarının belki de farkında olmadan yapmış olduğu bölgecilik; yani ‘yerel köy milliyetçiliği’ Rize’mize ayrıca bir zarar vermektedir. Bugün ülkemizin başına bela olan ve binlerce insanımızın katili terörist başının yapmak istediği ayrımın bir benzeridir bu durum aynı zamanda.
Duyarlı bir Türk yurttaşı, bir Rize genci ve delikanlısı olarak Rize’mizden sorumlu olan tüm insanları bu konularda bir şeyler yapmaya ve duyarlı davranmaya davet ediyorum. Çünkü gelecek hepimizin, bu kentte, bu ülkede ve bu dünyada hepimiz aynı anda yaşayacağız, aynı havayı soluyup, aynı yağmurda ıslanacağız ve aynı güneşte kurulanacağız…
Umarım herkes bu çağrıma kulak verir ve Rize’miz daha güzel yarınlara kavuşur. Saadettin Çillioğlu
s_cillioglu@hotmail.com
(Gönder harun kursat, Aralık 7, 2007, 12:17 PM)