Bir bilseniz neler gelip geçiyor şu koca ve yalan diye adlandırdığımız dünyanın direklerinin kenarlarından… Bir ömür gelip akarken taşkın suların durgunluklarından, kendimizi heba edercesine vuruyoruz taşlarına yaşamın kahpeliklerinin. Olsundu gene de, şikayetçi değiliz, halimizden memnunuz!.. Kızmayın, çünkü durumun ahvali ve haleti ruhiyesi onu gösteriyor! Deyin ki, ‘Yalan’…
Kimileri kızıyor bize, kimileri defterimize bir şeyler çızıktırıyor, kimileri teşekkür ediyor kimileri ise için için söyleniyor olumlu yada olumsuz… Hani bazı şeyleri dillendiriyor, bazılarını gündemde tutmaya çalışıyor ve unutturmuyoruz ya ondan…
Aslına bakarsanız ülke gündemine de denk düşüyor yazımızın girişi ve başlığımız ama biz gene de Rize’den söz edelim. Hani bir ara Ankara’nın göbeğinde patlatılan bombadan, geride bıraktığımız hafta içinde buna benzer başka bir bomba olayından, Cumhurbaşkanı’nın sınıra kadar gidişi, ardından Kıbrıs gezisi ve Meclisten baş veren çıbanlara İmralı’dan gönderilen mesajlara, genel ekonomik gidişattan ve de ulusal ve uluslararası siyasetin cilvelerinden söz etmeden!..
Sorduklarımız ve yanıt aradığımız konular nasıl olsa havada asılı kalıyor, muhatap bulamıyoruz kendimize; kendi kendimize debelenip, mırıldanıp, yazıp yakıştırıyoruz gibi gelse de bize, biz aynı teranelere devan edelim. Bizim görevimiz ve toplumsal sorumluluğumuzun gerekleri bunu yüklüyor omuzlarımıza çünkü.
Özellikle son 4 yıldır üzerine gitmeye ve sürekli önlemler alınması gerektiğini vurguladığımız asayiş olayları önceki haftayı meşgul etti. Aydan aya artış ve çeşitlilik gösteren asayiş olaylarında ki, resmi verilere göre son 4 yılda yüzde 600 gibi bir oran söz konusuydu, son dönemde az da olsa bir azalma meydana geldiği açıklamasıyla yüreklerimize su serpilmişti. ‘Hadi gene de iyi’ demeye kalmadan hafta içerisindeki gelişmeler, kentin göbeğinde, ilçelerde ve köylerdeki silah ve bıçaklı eylemler, her şeyi alt üst etti. ‘Acaba’ diye endişelendiğimiz, ‘birileri bir yerleri kaşımak mı istiyor’ düşüncelerini saldı şehrin orta yerine… Örneğin, 27’nci yılını geride bıraktığımız 12 Eylül döneminin ince ve derin komplo uygulamaları ve iç edişleri geliyor akıllarımıza. Ama, Emniyet Müdürü Demirtaş’ın özellikle de ‘organize suç örgütleri’ne yönelik ‘kararlı’ açıklamaları, biraz olsun bu yönde iyimser düşünmemiz gerektiğini de aklımıza düşürdü. Umarız endişelendiğimiz boyutlar çıkmaz ortaya…
Tünellerimizin ışıklandırılamaması nedeniyle yaptığımız yayınlar sonrasında elimizde bu konuda artık 3 ayrı açıklama bulunuyor. Rize Valiliğinin son açıklamasına göre, bu ışıklandırma işi bir hayli daha uzayacağa benziyor. Çünkü, ne hikmettendir ise, tünellerimizin şanına yakışır şekilde ulaşıma açılmasını sağlayacak bu düzeneği yapabilecek firma ülkemizde yokmuş!.. Tüneli yapıyoruz da, içini donatamıyoruz; görüyorsunuz… Çamburnu ve Bolaman tünellerinin ihaleleri de aceba Rize’deki bazı ihaleler gibi mi oldu yoksa!?.. Hani şeffaftan şeffaftan yani. Neyse, biz yapım işinden söz ederken dilimiz sürçtü ihaleye geçtik. Biz anlamayız bu derin ve ince işlerden ama anlayanlara da kısa anımsatmalarda bulunmak isteriz yeri geldiğince.
Rize Serbest Bölgesi, Valilik kararı ile tarih oluyormuş. Çaykur’un eski Anatamir Fabrikası alanında kurulan Serbest Bölge’nin işlevini görmediği, amacını yürütemediği ve borçları nedeniyle statüsünün değiştirilmesi düşünülüyor. Statü değişmesi kapatılması demek. İşlem hacmi, borç, amaç ve faaliyetler öne çıkartılırken, Mardin ve Trabzon’daki bölgenin de Rize’den aşağı kalır olmadığını görüyoruz. Ama onlarda böyle bir statü değişikliği düşünülmüyor. Rize’ye gelince, değiştir statüyü, koy statükoyu, al arsayı çevir ranta hoppada cukka, taka tuka… Nasıl olsa Rize’ye ne gerek! DLH gitti, Tekel gitti, Kıyı Güvenliği vesair vesair… Peki, bu durumun suçu Serbest Bölge’nin mi, Rize’nin mi? İşletememecilerinin, takozcularının sorumluluğu yok mu? Mesela Çaykur’a olan faiz hariç 8 milyon Ytl’lik borcun açılımı nedir?.. Diğer bir bakışla, burasının statüsünü değiştirirseniz, Rize için daha hayırlı olarak göreceğiniz hangi başka projeler vardır önünüzde, yoksa ‘yanmış rant kokusu’ mu geliyor bir yerlerden…
Yine sürekli vurgulamaya çalıştığımız Rize’nin yatırımsızlığı, yatırımlardan yeterince pay alamaması ve hatta bütçeye sağladığı katkıdan az yatırım alması gene söz konusu. Hani bir ara kendi kendine yeten 19 il arasında yer almıştık. Şimdi o 19, 17’ye inmiş. Doğal olarak aralarında Rize yok! Ama Rize’nin ödediği yine aldığından fazla. Bu kez ödeyememiş ama Rizeli. Vergisini ve cezalarını ödeyemediği için sıralamaya girememiş. Toplam 221.996 bin Ytl’lik bütçe tahakkukundan 177.954 bin Ytl tahsil edilmiş. Buna karşılık Rize’ye bütçeden yapılan harcama ise 190.569 bin Ytl. Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü verilerine baktığımızda, ayrıntılarda önemli bir miktarda ceza ve faiz geliri olduğunu görüyoruz. Diğer illerde ise bu oranlarda ceza geliri olmayışı dikkatimizi çekti ve bir de doğal olarak vergisine sadık Rizelilerin artık ödeme güçlüğü içerisine düşüyor olması…
Çaydan Çaykur’dan söz etmeden bitirmemek gerektiğini düşünürken; seçim sonrasında yaptığımız ödemeler uyarısına dikkat çekmek istedik. Mesela, üreticiler ve çalışanlar memnun mu, alınan çay evsafa uygun işlenebiliyor ve istenilen kalite yakalanabiliyor mu, gibi sorular sormaktan alamadık kendimizi… Pazar sıkıntısı, sahte ve kaçak çay sorunlarından söz ederken; bölgemizdeki çay sektöründe araştırma yapan çalışma müfettişlerinin istihdam ve işçilik koşullarıyla ilgili belirlemeleri de önemli veriler oluşturacağa benziyor.
Bu anlamda, Rize Gümrüğü’nün Çay İhtisas Gümrüğü’ne dönüştürülmesinin ardından başlatılan çalışma ve girişimlerle Ulusal Çay Üst Kurulu oluşturulması yönündeki gelişmeler de daha bir önem kazanıyor. Sektörün oto kontrolünün yanında denetlenmesi ve kontrol mekanizması oluşturması ve yaptırım gücü olması bu üst kurulu daha da etkin bir yapıya kavuşturacaktır.
Lafı dolandırıp getirdik ‘Rizelilerin katmerli kazık yemesi’ne. Bir ara ‘Rize’ye Seylan patentli çay’ diye sizlere aktardığımız ve olası durumlara dikkat çektiğimiz bir çay firmasının ‘iflası’na ilişkin söylentilere ve haberlere dikkat çekelim azcık. Örneğin bu firmanın fabrika açılışında sahte çelenk olayı çıkıyor ön plana… Sonra da ‘ben uyarmıştım’, ‘ben anlamıştım’ gibisinden açıklamalar. Hele de söz konusu törene katılanların bu açıklamaları yapması… Üretici, esnaf ve çalışanların mağduriyeti dururken, sahtelikle yaptırılan çelenkler için suç duyurusunda bulunulması dokunuyor bir yerlere…
Rize Üniversitesi için yapılan çalışmaların da bir an önce el çabukluğu ve beyin jimnastiği ile hızlandırılması gerektiğini vurgulamak istiyoruz. Senato’nun 7. toplantısında daha net bir yönetmelikten söz edilemiyor, İİBF kurulurken MYO’lar ve TIP Fakültesinin ilgili bölümleri konuşulurken personel ve atamalar sessizce bekliyor. Sonra da atı alan Üsküdar’ı geçiyor, biz de arkasından meleşiyoruz…
Daha anlatmaya gerek var mı, gördünüz mü neler oluyor ucundan azıcık olsa da…
(Gönder rizeli, Ekim 9, 2007, 8:50 PM)