|
Liberal Demokratik Emperyalizmin Tahribatı
Oct 10,2007 00:00
by
Emin Gürses
Gelişmekte olan bazı çevre ülkelerde iç çatışmaları kışkırtmak, yıkıcı diplomasi-propaganda ve suikast girişimleri, gelişmiş kapitalist demokratik ülkelerin çıkmaza girdiklerinde sıkça başvurdukları yöntemlerdir. Kendi aralarında savaşmanın yüksek maliyetinden korkan emperyal merkezler barışın tadını çıkarırken, bazı çevre ülkelerde çatışmaları kışkırtmaktan geri durmamaktadırlar. Günümüzde gelişmiş bazı Batılı ülkelerin diplomatları yeni maharetler geliştirdiler. Bu maharetleri arasında çevre ülke diplomasisini yönlendirme, bazı NGO'lar aracılığıyla toplumla ve basınla ilişkiler kurarak bilgi yayımını kontrol etme, yine bazı NGO'lar aracılığıyla emperyal çıkarlara hizmet edecek bazı araştırmalara mali destek adı altında rüşvet verme, açık-gizli ajan besleme gibi çabalar yaygınlaşmıştır. Batı emperyal diplomasi anlayışının kökleri Bizans diplomasisine dayanmaktadır. Bizans İmparatoru Anastasios'un 515 yılında "imparatorluğun menfaati için imparatorun yalan söyleyebileceği ve yeminini bozabileceği"ni söylemesi, günümüzde batılı emperyalist ülke liderlerinin Ortadoğu'da ve diğer bazı bölgelerdeki uygulamalarında da görülmektedir. 1953'te Musaddik'a, 1973'te Allende'ye karşı yürütülen yıkıcı faaliyetlere 1980'li yıllarda bazı Latin Amerika ülkeleri de dahil edilmişti. CIA, 1980'li yıllarda Latin Amerika'da kullanılmak üzere ayaklanma, terörizm ve siyasi istikrarsızlık konusunda uzman yetiştiriyordu. CIA'nın kötü imajını silmek için 1985 sonrası Reagan döneminde başvurulan yol ise, faaliyetlerin özellikle demokrasi ve insan hakları kavramıyla meşrulaştırılma çabası olarak kendisini göstermiştir. Bazı basın-yayın organlarını arkasına alarak yürütülen demokrasinin haçlı seferlerinin aslında emperyalizmin yıkıcı istihbarat faaliyetlerinin bir ürünü olduğu görülmüştür. Bazı batılı istihbarat örgütleri, ülkelerinin Ortadoğu'daki faaliyetlerinin önünde özellikle Türkiye'den kaynaklanan engeller olmasından şikayet etmekteydiler. Bölgesel kontrol faaliyetlerinin önünde engel olarak gördükleri Eşref Bitlis Paşa ve Uğur Mumcu gibileri taşeronlar aracılığıyla öldürterek Ankara'ya gözdağı vermeye çalıştılar. Washington yönetiminin değişik ülkelerde ABD çıkarlarının önünde engel olarak gördüğü liderleri tasfiye etmek için gösterdiği çabaların resmi çevrelerde açıkça dile getirilmesi, 1980'li yıllarda Reagan döneminde başlamıştı. 1981-1987 yılları arasında ABD Başkanı Ronald Reagan'ın kabinesinde savunma bakanlığı görevini yürüten Casper W. Weinberger, devlet yada hükümet başkanlarının öldürülerek tasfiye edilmesinin yolunun açık olduğunu Strategic Review adlı dergide (İlkbahar 2001) yazabilmiştir. 21 Eylül 2001'de Henry Barkey bir konuşmasında Afganistan'dan sonra sıranın Irak, İran, Suriye ve Sudan'a geleceğini ifade etmekte bir sakınca görmemiştir. "Hegemonya1 insanlığın tarihi kadar eskidir" diyen ABD'nin eski ulusal güvenlik danışmanlarından Zbigniev Brzezinski, aslında, ABD hegemonyasının sürdürülebilmesi için yapılacak her şeyin meşru olduğunu anlatmaya çalışıyordu. ABD'li Albay Ralph Peters'in "Daha iyi bir Ortadoğu nasıl olur" adıyla Haziran 2006'da Armed Forces Journal'da yayınladığı yazıda benzer bir hesabın peşinde olduğu da açıktı. Çıkmaza giren kapitalist emperyalizm güç kullanarak ayrıcalıklı konumunu korumaya çalışıyor. Türkkaya Ataöv'ün 1970 tarihli "Amerikan Emperyalizminin Doğuşu" adlı kitabında, ABD'nin uluslararası tek güç olmayı sürdürebilmek için askeri bir hegemonya şebekesi kurmuş olduğu belirtiliyordu. Bu şebekeyi sürdürmek için ayırmak zorunda olduğu mali kaynaklardaki artış rakiplerinin işini kolaylaştırırken, bu maliyeti karşılamak için kaçınılmaz olarak daha saldırgan bir tutum içine girmesi stratejik hata yapma riskini de arttıracaktır. Washington, beklenmedik bir direniş gösterebilecek gruplardan, liderlerden çekiniyor. Bu nedenle aracılar kullanmaya çalışıyor. Diplomasi, propaganda ve suikastla istenmeyen lider ve yönetimlerin tasfiyesinde zorlanan Washington yönetimi, Irak'ta olduğu gibi askeri alanda aracılar kullanarak gelişmeleri istediği gibi yönlendiremeyeceğini de görüyor. Yürüttüğü diplomasi, propaganda faaliyetlerinde inandırıcılığını kaybetmesi, olası operasyonlarını çıkmaza sokuyor. Sıkışan kapitalist emperyalizmin doğurduğu bu panik ortamı, istemediği yönetimlerden kurtulmak için suikastlar düzenleme gibi yeni çıkmazların yaratılmasının da yolunu açıyor. Şili'de Allende'nin, Nikaragua'da Ortega'nın, İran'da Musaddık'ın, Venezuella'da Chavez'in, Küba'da Castro'nun, Kıbrıs'ta Denktaş'ın, Filistin'de Arafat'ın tasfiyesi için öncelikle yıkıcı diplomasi-propaganda yöntemine başvuranlar, bugün de Ortadoğu'da çatışma ve suikast yöntemlerine öncelik vermekte bir sakınca görmemektedirler. Fakat bu yöntemlerle liberal demokratik emperyalizmi savunmaya çalışan vaazcılar, işlerin Soğuk Savaş dönemi şablonlarıyla yürütülemeyecek kadar karmaşıklaşmış olduğunu ise görmezden gelmektedirler. (1)Hegemonya, bir devlet veya bir sınıfın kendi faaliyet alanını kontrol ettiği, diğer devletlerin veya sınıfların ise bu hegemon gücün yada sınıfın taleplerine boyun eğmeye zorlandıkları durumdur. |