Çaykur'un Kayıp Trilyonları!
Feb 01,2008 00:00 by Ahmet Şefik

          Tartışma ve iddialar yabancı değil. Bankalar, kamu ya da özel kesim çalışanlarının maaşlarını kendi bankaları üzerinden ödenmesi için bu kurum ya da şirketlere belirli bir promosyon (hediye- kimine göre rüşvet) verilmesini öngörüyor.Bankaları yarıştıran bu promosyon sitemi ilk başlarda kurum ya da işletme bazında kullanıldı. Kurum ya da işletmeler, bazı eksiklerini bu promosyonlar sayesinde görür hale geldi. Ama uygulama hemen yozlaştı. Çünkü kötü kullanıma, yozlaşmaya çok açıktı.Bazı kurum ve şirket yöneticileri, özel görüşme anlaşmalarla ya bu promosyonların bir kısmını kullandı ya da ek promosyonlar(!) aldı.Bu tartışmalı, belirsiz süreç üzerine, promosyonun ücret alanlara yapılması yolunda yeni bir uygulamaya gidildi. Şimdi birçok kurumda iş böyle yürüyor. Sözgelimi Rize’de, Milli Eğitim çalışanları 500 YTL, Defterdarlık çalışanları 400 YTL promosyon primi alıyor. Diğer kurumlarda da benzeri bir prim düzeyi geçerli.Yani ortada maaşların ödenmesi ile ilgili promosyonların oluşturduğu ciddi bir rant var.  

16 BİN ÇALIŞANA PROMOSYON

İşte Çay-Kur’daki promosyon olayı da böyle bir tartışmanın ürünü. Tartışma özellikle geçen yılın ortasında alevlendi. Çünkü Çay-Kur işçilerinin maaşlarının bazı bankalar aracılığı ile transfer edildiği, özellikle Tek Gıda İş Sendikası’nın da, bu maaşların transfer edildiği bankalarla Çay-Kur’un bir promosyon anlaşması yapmasını zorlamayarak işçileri kişi başına 4 bin-4 bin 500 YTL zarara uğrattığı iddia edildi.Peki, diyelim ki sendika bu hak için bir girişimde bulunmadı, promosyon görüşmesini yapacak olan Çay-Kur ne yaptı? Hangi kurallara, koşullara göre bankalara yetki verildi? Üstelik sadece 16 bin Çay-Kur çalışanı değil, üreticilerin çay ödemeleri de bankalara kaydırıldı. Peki bu bankalarla bir promosyon anlaşmasına gidildi mi? Gidildiyse bu paralar nerede? Gidilmediyse, resmi ve özel kurumlar bankalarla cayır cayır anlaşma yaparken, neden Çay-Kur yöneticileri böylesine müthiş bir olanağı kullanmadı, böylesine büyük bir kaynağın çalışanına ve üreticisine aktarılmasına önayak olmadı? 

ÇAY-KUR TATMİN ETMEDİ

Bütün iddia ve açıklamalar üzerine Çay-Kur, 1 Temmuz 2007’de bir açıklama yaptı. Bu açıklamada 2000’den bu yana ödemelerin, Yüksek Denetleme Kurulu’nun görüşü doğrultusunda belirtilen bankalar arasından Vakıflar Bankası, Akbank ve İş Bankası ile anlaşmaya varıldığı bildirildi. Anlaşma yapıldığı tarihte bir promosyon ödemesinde bulunmadığı belirtilen açıklamada, bankaların eski sözleşmenin bitmesinden sonra ancak promosyon sistemine geçilebileceği belirtildi. Her fabrikanın kendi başına bir promosyon protokolü imzalayacağı açıklandı.

Çay Kur’un bu açıklaması tabi ki iddia sahiplerini tatmin etmedi.

Çay-Kur’un, 2000’den 2007’ye kadar birlikte çalıştığı bankalarla bir promosyon sözleşmesi yapıp yapmadığı hala belirsizliğini koruyor. İddialara göre böyle bir sözleşme yapıldı. Kimilerine göre sadece çalışanların 50 trilyonun üzerinde promosyon alacağı var. Bunun nereye gittiği belirsiz. Üretici alacakları için de bankalarla transfer yapılıyor. Buna bir de üretici alacakları kattığınızda ortada sözü edilen para kimilerine göre 100 trilyonu aşıyor.

 YANIT BEKLEYEN SORULAR

Nereden baksanız ortada büyük bir sorun var.

Eğer Çay-Kur, açıklamayı yaptığı güne kadar bir promosyon protokolü imzalamadıysa, çalışanların mahrum bırakıldığı büyük miktarların hesabını kim verecek?

Eğer böyle bir anlaşma varsa paralar ne oldu, nereye harcandı? Bunların bir kaydı, makbuzu var mı?

Bazı çevrelerin iddia ettiği gibi bu paraların bir kısmı Çay-Kur Rizespor’da mı kullanıldı? Eğer kullanılmışsa ne kadarı kullanıldı? Geri kalan kısmı ne oldu?

Daha birçok iddia tabi. Diğer iddiaları sonraya bırakalım!

Bu soruların bir yanıtı, bu yanıtları isteyecek bir makam var mı?

  Vakıflarda rekor başarı! 

Vakıflar Bölge Müdürü Mazhar Yıldırımhan daha önceki açıklamalarında “Rekor üzerine rekor kırıyoruz”, “Cumhuriyet tarihinin en büyük hizmetlerini yaptık” derken, gerçekten de kendisini taktir ettim. Bu çalışmalarla Trabzon ve bölgenin ülke ortalamasının üzerine çıktığını düşündüm çünkü. Bu, taktir edilecek bir şeydi.Ama haber61.net’te Elif Çavuş’un haberini görünce şaştım kaldım. Meğer Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinde yapılan ihalelerde Trabzon bölgesi, 10 ihale ile sondan ikinciymiş. Bu haber üzerine de Yıldırımhan’a sorulmuş: “Hani rekor kırmıştık. Çok önemli hizmetler yapmıştık” diye. Yıldırımhan da haklı olarak, “Ben ülke çapında rekor kırdık demedim ki. Trabzon bölgesinde kırdık dedim” deyivermiş.Neyse sonuç olarak, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün verilerine, geçen yıllarda Trabzon çapında rekor üstüne rekor kıran Trabzon Vakıflar Bölge Müdürlüğü,  eski eserlerin korunması ve onarım ihalelerinde 24 bölge içinde 22’nci oldu.   

Ortalık Ali Kemal kaynıyor 

Ali Kemal ismini kullananlar lütfen alınmasın. Bizim sözettiğimiz Ali Kemal, Osmanlı’nın son döneminde çokça tartışılan bir meslektaşımız, gazeteci. Son Osmanlı kabinelerinde Eğitim ve İçişleri Bakanlığı yaptı. Atatürk önderliğindeki ulusal kurtuluş savaşımının en ateşli düşmanı.Anadolu’da işgale karşı savaş sürer, bağımsız bir ülke için dişle tırnakla onur mücadelesi verilirken, o İstanbul’da Kuvayi Milliye hareketine ve onun önderi Mustafa Kemal’e sövmekle geçiriyordu zamanını.Atatürk Anadolu’da büyük direniş hareketini örgütler, ulusal direniş hareketi giderek yayılır ve bir kurtuluş savaşına dönüşürken, Ali Kemal, Ankara’da TBMM’nin ilk toplandığı gün 23 Nisan 1920 tarihli İstanbul’da yayımlanan Peyami Sabah gazetesinde şöyle yazar: “Teşkilatı Milliye sergerdeleri (kötü işlerin elebaşıları), bu mahluklar kadar başları ezilmek ister yılanlar tasavvur edilemez. Düşmanlar onlardan bin kerre iyidir.”İngiliz ve diğer işgalcilerle iyi geçinmeyi, onların söyledikleri yolda gitmeyi savundu Ali Kemal. Ülkesine ve insanlarına inanmadı. Bağımsızlık, özgürlük onun için önemli değerler değildi. Ülkesinin bağımsızlık savaşını bir çete yağması gibi göstermeye çalıştı.

Sadece Ali Kemal değil, böyle düşünen çok insan vardı o dönemde. Bugün de var. Hatta daha fazla belki. Türkiye’nin ABD ve AB’den başka yolu olmadığını, ancak onların desteğiyle ayakta durabileceğini düşünen mandacılar!

Ali Kemal’in sonu feci oldu. Vatan hainliğinden tutuklanıp Ankara’ya götürülürken linç edilerek öldürüldü.

Bunları niye yazdım? Bir gazetemizde, özellikle kadınları aşağılayan yazıları ile ünlü sözde bir yazar, ulusal kurtuluş savaşımına ve o savaşımı yapan, ulusal kurtuluşun direniş örgütü Kuvay-i Milliye’ye ağır saldırılarda bulunmuş. Kuvvacılıkla çeteciliği aynı kefeye koyan bu yeni mandacı, dünyanın en onurlu savaşımını veren direnişle, kontrgerilla ve derin devlet sıfatlarını eşleştirmiş.

Her yeri buram buram ulusal kurtuluş ve cumhuriyet düşmanlığı kokan bu zihniyet ve yaklaşım, aklınca 80 yıl önce Ali Kemal’in yapamadığını bugün başaracak.