|
Farkında mısınız?
Apr 09,2008 00:00
by
ÖmerŞan
Bir şair olmuş ki, endamıyla yan bakıyor akan suya, toprağa, yeryüzünden havaya güneşe… Vatan toprağından ahkam kesiyor süngülü, minareli, kışlalı endamlara! Gene geldi bir bahar daha… Bir yıl önceki yazımızı anımsadık. “Dünya üzerindeki yerleşik kültürlerde olduğu gibi bizim kültürümüzde de ‘bahar’ güzelliktir, emektir, tarlada açan çiçek, yeşeren umutlar ve gelecektir! Ama vahşi kapitalizmin, emperyalizmin ve sömürgeciliğin baharı yoktur. İşte ‘yeni dünya düzeni’ diye adlandırılan globalizmin hedefi budur bir anlamda: ‘baharları’ ortadan kaldırmak… Bahar bizim için, ülkemiz, bölgemiz ve kültürümüz için de yüklü anlamlar taşır kendinde. Üründür aynı zamanda, bolluk, berekettir. Doğu Karadeniz için Yaş Çay Kampanyasıdır. Çiledir kimi zaman, emeğinin karşılığını alamamadır, alın terinin burukluğudur özellikle son yıllarda!” Demiştik. Demiştik de, ne değişti?.. Daha da gelişti küresel globalizmin pençeleri, avuçladı ömürlerimizi, yüreğimizi. BOP gelişti, haritalar genişledi, dillendirilenler uygulamaya konuldu. Küresel ısınma, gittikçe kurutmaya başladı, ihanetlerin yönü değişti, ‘at izi it izine karıştı’, enflasyon yüzde 60 iken ekmeğe yüzde 25 zam yapılırdı ama enflasyon yüzde 9, ekmeğe bir yılda yapılan zam yüzde 35. İki oydan bi tanesini hala bulmuş değiliz!.. Hadi beşte biri-ikisini buluyoruz da 2’de 1 yok ortada. Önce Rize’den giden kurum ve kuruluşları sıraladık, bırakın yarım kalmasını ‘gerek yok, ne lazım Rize’ye’ diye vazgeçilip başka taraflara gönderilen yatırımlar, bir türlü alamadıklarımız, genel bütçeye yaptığımız katkıdan daha azıyla yetindiğimizi, gelenlerin de yüzde 75’inin Sahil Yolu’na gittiğini… anlatıp durduk. Ülkemizden gidenleri, yabancılılaştırdıklarımızı anlattık. Birden bire yapılan hesaplamalarla milli gelirimizin 10 bin dolarlara çıktığını gördük!.. Cari açıklara formüller üretip, oğulların yükselişlerini alkışladık. Hadi bıraktık bütün bunları. Güzel yönlerine baktık. Rize Üniversitesi kuruldu, Tıp Fakültesi kuruldu, 2 yıl geçti. Kültür Merkezi tamamlandı. Hastane bitirildi, yenisi de yapılıyor. Toplu konutlar, hayırseverlerin yaptırdığı okullar, kültür merkezleri ve hastaneler. Rize İdare Mahkemesi, Çay İhtisas Gümrüğü… aldık koyduk bir yanımıza. Organize Sanayi Bölgesi ve Teşvik kapsamını da aldık yanlarına. Hadi Çaykur’u da rekorlarıyla kabul ettik. İşçi sayısındaki azalma vesaireleriyle, bankalara olan 200 milyarlık borçlarını, depolarındaki kuru çayları da koyduk bir yana. Ovit Yolunu ve tünellerini hangi yana koyacaksınız? İşadamı Sayın Talip Kahraman’ın maliyetinin yarısını karşılamayı taahhüt ettiği ve çok çalışkan vekilimizin 650 milyarlık yatırımla çok büyük proje olarak nitelendirdiği Ovit Tünellerini… Çay İhtisas Gümrüğü oldu da, kaçak çayın önü mü kesildi peki? Tonlarca çay yakalanıyor yine. Bakın, Sayın Vekilimiz için de çok ciddi suçlamalar var!.. Çayı, çaycıyı kurtaracak diye lanse edilen, sadece Milletvekili değil ‘Bakan’ olarak anılan Sayın Vekil, ‘evrakta sahtecik’, ‘kaçakçılık’ ve ‘haksız kazanç elde etmek’ suçlamalarıyla karşı karşıya. E zaten bunlar seçimlerden önce de vardı ama dokunulmazlık yoktu. Aslında bu iş de şu seçimdeki 2 kişiden biri işine dönüştü gibi. Sivil toplum ve özel sektör örgütleri 40-50 bin ton diyor, Çaykur 25 bin diyor ülkeye giren kaçak çay miktarını. Bu kadar çay dünyanın TIR’ı, deposu eder. Ama kaçak çayı kimler getirir, nereye koyar da nasıl piyasaya sürer belli değil. Ondan sonra birileri tutar birileriyle uğraşmaya başlar, o uğraşılan birileri de kendileriyle uğraşan birileri hakkında özel formüller üretir… Yada soruşturma başlatanlar hakkında soruşturma başlatılır! Sanki Gümrük Müsteşarlığı başka bir iktidarın elinde! Bir de Sayın Vekilin şu özel formülüne takıldık. Acaba bu formülün içinde Çaykur'un rolü nedir?.. Sanırız, bahar aylarında bahar havası; yaz aylarında yaz havası, sonbaharda güz havası, kış aylarında da zemheri soğuğu tutuyor bizleri! Acaba diyoruz, o yüzde 47’nin içerisindeki 2 kişiden birisi biz miyiz, biz mi taşıyoruz acaba bu kaçak çayları ülkemize, yüzde 145’lik vergilerden kaçırıp, Çaykur’un raporlarına göre çürümüş çay çöplerini biz mi poşetlere yerleştirip gümrüklere kadar sokmuşuz… Ne kadar beceriksizmişiz ki, 1985’ten başlayan SSK’lılığımıza karşın hala bir başımızdayız! Yok… Biz gene de memnunuz halimizden. Allah uzun ve sağlıklı ömürler versin, biricik anneannemiz Saadet Hanım’ın ‘alın terin akmamış boğazından lokma geçmesin’ duasıyla gönlümüzü ferah tutuyoruz. Siz de kendinizin farkındalığındasınız… Ama fark nerede, onu fark edebiliyor muyuz? Yeni ve global deyimlerle kimine göre ‘ulusalcı faşist’, kimine göre ‘Allahsız kominist’, kimine göre de dindar sosyalist… Kimine göre asi, kimine göre teslimiyetçi materyalist. Ama biz de farkındayız kendimizin… |