|
Çaykur İşçisine Selam
Jul 03,2008 00:00
by
Saltuk Deniz
Değerli İşçi dostlarım; Kapitalizmin zenginliğinin temeli üretimdir.Üretim olmazsa, satılacak ürün olmaz, satılacak ürün olmazsa kar olmaz, para olmaz, sermaye birikimi olmaz. Kapitalizm üretim için işgücüne gerek duyar. İşgücü kapitalizmin kapitalini oluşturabilmesi için en önemli unsurdur. Hem işgücünü kullanır hem de artı değerini sömürerek sermaye birikimini artırır. Siz yazılanlara çizilenlere bakmayın. Borsalarda koşturan tiplere, paranın akışkanlığından bahseden, artık üretimin önemli olmadığını söyleyenlere bakmayın. Üretim olmazsa ne kapitalizm olur, ne sermaye hareketleri olur, ne soros’lar olur ne de borsa uzmanları olur. Çünkü üretilmeyen bir malın ne pazarlaması olur ne de değeri olur. Üretimden vazgeçilmesi düşüncesi, gelişmiş kapitalist ülkelerin kendi ürünlerine yeni pazarlar açabilmek daha az gelişmiş ülkelere verdiği öğüttür. Biz sizin adınıza üretiriz.Sizin fabrikaya gereksiniminiz yok.Buğday üretmenize gerek yok,çay üretmenize gerek yok;biz bunların hepsini sizlere daha ucuza veririz.. Küreselleşme dedikleri de budur. Sömürünün küreselleşmesidir. İş gücünün sömürülmesinin küreselleşmesidir. Ulusal yönetimlerin tüm koruma duvarlarının ortadan kaldırılarak her tarafın açık pazara dönüştürülmesidir. Kapitalizm daha çok kar mantığına dayanır. Daha çok kar,daha çok büyüme.Bunun içinde daha çok üretim,daha çok tüketim.Üretilenlerin satılması içinde yeni pazarlar. Eğer pazarlarda daralma olursa; Kriz ve savaş. Dünyamızda savaşların bitmeme nedeni da kapitalizmin daha çok kazanca dayanan genetik rahatsızlığıdır. Kapitalizmin bu genetik rahatsızlığına karşı mücadele edecek olan tek güç çalışanlardır. Kapitalizmin ilk yıllarından bu yana yapılan işçi sınıfı mücadeleleri sonucunda demokrasi ve insanları hakları gelişmiş, emekçiler daha iyi koşullarda yaşamaya başlamışlardır.İşçi sınıfının mücadele aracıda sendikalardır. Sendikalar işçi sınıfının örgütlü gücünü temsil ederler. Sendikalar ne kadar güçlü olursa çalışanların yaşama koşulları o kadar iyi olur. Peki bu durumdan yalnızca işçi sınıfımı yararlanır? Hayır. İşçi sendikalarının güçlü olması o ülkedeki demokrasiyi de geliştirir. Siyasi partilerin olmaları gerektiği yerde durmalarını sağlar. Ülkedeki iç barışın sağlanmasına, gelir dağılımının adaletli olmasını ve sosyal devletin var olmasını sağlar. Bunu yalnızca üretimden gelen gücüyle değil aynı zamanda oy veren seçmen kitlesi olması nedeniylede yapar. Çünkü hak için emek için aktif mücadele eden sendikanın işçileri de bu bilinçle oy kullanırlar. Özelleştirmeden yana olan sendikalı işçi olabilir mi ? Sendika olabilir mi ?(Ne yazık ki ikisi de ülkemizde var) Türkiye’nin içinde bulunduğu durum yalnızca siyasi partilerin siyaset üretip üretememesi değildir. İşçi sendikalarının(memur ve köylü sendikaları da dahil) da siyasete etki yapabilme güçlerinin azaltılmış olmasıdır. Unutmayalım ki 12 eylül yalnızca sokakta birbirlerini vuran gençlere karşı yapılmadı.12 eylülün asıl hedefi ünlü bir işadamının sözlerinin altında yatıyor ”12 eylül harekatından önce her şeyi demokratik bir sistem altında yapmak zorundaydık” 1983 yılı fiyatlarıyla Koç Holdingin kazancı 163,7 milyar dan 407 milyara, Sabancı Holdingin kazancı ise 184,8 milyardan 308 milyara yükselmiştir. Kazançlardaki bu artışlar ünlü iş adamının dediklerini daha açık bir şekilde ortaya koymaktadır. 12 Eylül öncesi gerek DİSK, gerekse de TÜRK-İŞ’ in önemli bir ağırlığı vardı. 12 Eylül ve 12 Eylülün devamında uygulanan politikalar sonucunda İşçi sendikalarının güçleri bilinçli olarak kırıldı. İşsizlik artırıldı. Taşeronlaşma yaşama geçirildi. Esnek çalışma yasaları gündeme koyuldu.Çalışanların sosyal haklarında ve ücretlerinde reel anlamda gerilemeler yaşandı.Artık çalışanlar mezarda emekli olacak hale geldiler. Siyaseti belirleyen ve yönlendiren sendikacılıktan, siyasetin belirlediği, işverenler tarafından yönlendirilen sendikacılık gündeme geldi. Sıfır zamma imza atan sendikaları görmeye başladık. İşveren tarafından sendika kurması için görevlendirilen, para verilen, altlarına arabalar tahsis edilen sendikacıları duymaya başladık. Siyasi parti yöneticilerinin işçileri sendika değiştirmeleri için baskılar yapmaya başladıklarını gördük. Kamu görevlilerinin bu işlere bulaştıklarını görmeye başladık. Artık ülkede sarı sendikacılık bile aranılır hale geldi Bunlar hep 12 Eylül’ün sonuçlarıdır. Fakat bizi yaşam karşısında dirençli kılan da; Güzel günler yaşayacağımıza dair inanç ve umudumuzudur. Bizde de bu umudu doğuran,Tek Gıda-İş’in 28 Haziran 2008 de Rize İsmail Kahraman Kültür merkezinde yapmış olduğu kalabalık toplantıdır. Toplantıya katılımın yoğunluğu, katılanların coşkusu ve inancı, Tek Gıda İş Genel Başkanı Mustafa Türker’in yapmış olduğu konuşma bizde; asıl güce yani işçi sınıfına güvenme duygumuzun yeniden yeşermesine yol açmıştır. İşçi sınıfı yeniden yüksek sesle,emekten,haktan,adaletten söz etmeye başlamışsa artık o ülkenin geleceğinden korkmamak gerekir. Bu güzel toplantıyı düzenleyen Rize Tek Gıda İş Bölge Yöneticilerini tebrik ederiz. İnanıyoruz ki salonu dolduran ve katılmak isteyip de katılamayan Çay-Kur İşçisi de;kendi geleceği için,Çay için,Çay-Kur için ve bölge için en iyi tercihi yapacaktır.Sendikasına sahip çıkacaktır. Ne demiş Nazım Usta “Türkiye işçi sınıfına selâm! |