Darbe’den Angut’u Anka’ya
Jul 03,2008 00:00 by OmerSan
            Aslında, her ikisi de kuş ‘anka’ ile ‘angut’…

Biri efsanevi, biri de oldukça haksız bir şekilde ‘lavukluğa’ verilen isim olarak gelir aklımıza. Anka’nın bilgeliğinden, güzelliğinden ve de efsanevi oluşundan söz ederken; Angut’un, çok ürkek olmasına karşın eşi öldüğü zaman kendisi ölene kadar gözlerini bir an olsun ayırmamasından ve yanından ayrılmamasından da söz etmek gerekir.

 

‘Darbe’, diyeceksiniz… Nereye çekerseniz oraya yöneleceksiniz!

 

Ama işin içinden çıkabilmek için en çok da ‘darbe’ye takılır insan nedense. Darbe denince akla hemen o malum ‘yönetime el koyuş’ şekilleri gelir. Ama darbenin asıl hedefinin zarar vermek olduğu da göz ardı edilir.

 

Yıpratmak, madara etmek, saldırmak, küçük düşürüp rencide etmek, kaşımak veya tahrik etmek de bir nevi darbe sayılacağı gibi, ön hazırlığı niteliği de taşıyabilmektedir. Böl, parçala ve yut! Aynı emperyalizmin yüce(!) ereklerine ulaşmadaki yöntemi gibi. Olmayınca ise içerisine girilen travmadan çıkılamaz ömür boyu.

 

Travma demişken, geride bıraktığımız hafta sonu Rize İ.Kahraman Kültür Merkezi’nde yapılan Tek Gıda-İş Sendikası Karadeniz Temsilciler Kurultayı’na gittik. Öyle ahım şahım bir organizasyon olmasa da, işçi ve emek bütünlüğü adına umut verici bir gelişmeydi. Sanırız, Türk-İş Genel Başkanı Kumru’nun Çaykur’daki sendika mücadelesini özetleyen, ‘keser döner sap döner, gün olur hesap döner’ şeklindeki uyarısı ile ‘asıl bugün yaşadıklarımız travma yaşatıyor’ belirlemesi olayı özetliyordu.

 

Ahmet Altan efendinin, ‘OK’unu yeyim AB’ hesabıyla kaleme alıp, Şimşirli Köyü’nün lağımlarından AB yolunu açması da bir bakıma ülkemizin nasıl bir uyum sürecine girdiğini kanıtlıyordu sanki! Diğer yamaçtan baktığınızda ise Rize’nin hallarını görürsünüz… Sanki bizim köylerimiz kendi ‘OK’unu temizleyemiyor, hepsi baştan aşağı ‘OK’ içinde! Yani buna da ‘Angut’luk mu diyeceksiniz, AB darbesi mi, emperyalist kuşu mu?

             E bir de bu yazıp-çizme yorumlara dalmaca atlayanlara mı bir çift lafınız olacak?

Yahu Rize kaç zamandır, kaç seçim dönemidir geçimle mücadele ediyor. Bu haberlerin hemen öncesinde yazılanlara bakmaz mısınız? Yaklaşık 25 senedir her dönem Rize, ödediğinden daha az yatırım alıyor! Diğer bir deyimle Türkiye’yi besleyen 18 il arasındaymış. Vergisini ödemede 6. sıradaymış, tahakkuk da 8’inci. Ödediği 156, aldığı 128 milyon YTL.

 

Sayın Vali’nin açıklamalarına göre, Rize’de devam eden bin 79 proje varmış ve bunların tutarı 527,4 milyon YTL imiş. Ama bu projelere ancak yüzde 17’lik harcama ile sadece 90,8 milyon YTL kaynak aktarılmış. Bu rakamlara, hayırsever işadamlarımızın katkılarının ne derecede olduğunu da eklemek gerekir sanırız.

 

Aynı anda kurulan 15 üniversiteye bu yıl aktarılan 165,4 milyon YTL’den Rize’ye 5 kuruş dahi düşmemiş. Acaba, 290 milyondan Rize’ye bir şey düşmüş mü?

 

Ovit’e bakıyorsunuz… Neredeyse 1922-1930’lu yıllardan beri gündemde. Stratejik öneminden bölgesel kurtuluşa sürüklenen proje askıda sallandırılıp duruyor. Çay uzmanı(!) vekil ‘bizi aşar’ edasında! İspir’de anlamlı bir oluşum sergileniyor, ‘Ergenekon’ benzetmesiyle gündem oluşturmaya çalışan Vali Esen, bu kez ‘milli mesele’yle sonuçlandırıyor anlatımlarını… Ama Erzurum kavrarken bu durumu, bizim ‘millet sevdalısı’ siyasilerimiz yok ortada!

 

Rize’nin suç profili değişiyor, mali suçlar artıyormuş. Büyük bir oy potansiyeli olarak işlenen engelli istatistikleri çıkartılarak özel çalışmalar yapılıyor; önce fakirleştirilen yurttaşlar, ‘kıdımlık’ yardımlarla insafa(!) çağrılıyor…

 

Peki ya sosyal güvenlik kurumlarındaki durumlara ne diyeceksiniz… Örneğin, SSK’da hastalarının ilaç ve hastalık bakım malzeme vs. faturalarının fotokopi makinesi arızalı olduğu için ödenemediği, yana yana çare arayan hasta yakınlarına ‘sizin hastanızdan bize ne’ gibi sevgisel yaklaşımlar gösterildiğinden haberiniz var mı?

 

Ya, trafiğinde kayıtlı 38 bin araç bulunan Rize’de 16 bin adet ceza yazıldığından?..

 

Çaykur’daki gece yarısı sohbetlerinde Genel Müdür Yüce’nin malum sendikacılarla nelerin sohbetini yaptığından sizin de bizim gibi haberiniz yoktur! Tıpkı Çaykur’a sanal ihale açtırıp, komisyonunu aldıktan sonra kayıplara karışan ve ortaklıklarından el çektirilen makam odalı organizatörlerden haberiniz olmadığı gibi.

 

Keser nere döner, sap nere döner bilinmez, hesap hangi yöne gider hiç bilinmez ama kardeşim ‘Angut’ gibi de durulup beklenmez ki…

 

Bu kadar karamsar bir tablo karşısında umut dolu yarınlar dilemek isterdik ama yüreği güzel insanlar, bu bizim suçumuz mu? Kızılacak biz miyiz?..

 Anka’yı mı soruyorsunuz? O, Mars’ta kazı yapıyor! Su ve yaşam alanı arıyor insanlık için…

(30.06.2008-Fındıklı)