Farkındalık
Apr 16,2007 00:00 by Ömer ŞAN

            Aslında her şey bir reklamla başladı demek yerinde olur. ‘Farkında mısınız!..’ diye yapılan vurgulama nedense birilerini oldukça rahatsız etti… Daha geriye gittiğimizde Sezen Aksu’nun şarkılarında buluyoruz farkındalığı. Ama önümüz açık, geriye gitmektense günümüze dönmeli diye düşünüyoruz…

            “Farkındalık, bir nesnesi ve hedefi olduğunda bilinçtir” diyen Uzak Doğu’nun bilge adamı Nisargadatta Maharaj; bilinç ve farkındalık kavramları arasındaki farkı açıklarken “Farkındalık esastır” diye söze başlıyor ve aynen şu şekilde devam ediyor: “Farkındalık, başlangıçta mevcut olandır. O, başlangıcı, sonu ve nedeni olmayan, hiçbir şey tarafından desteklenmeyen, parçaları olmayan, değişmez olan, aslî haldir. Bilince gelince, o temasta olan, bir yüzeyde yansıyandır, bir ikilem halidir. Farkındalık olmasa bilinç de olamaz. Fakat bilinç olmazsa da farkındalık olabilir - derin uykuda olduğu gibi. Farkındalık mutlaktır, bilinç ise görelidir, içeriğine göredir; bilinç her zaman bir şeyle ilgili, bir şeye aittir. Bilinç kısmî ve değişkendir, farkındalık ise bütün, değişmez, sakin ve sessizdir. Ve o bütün deneyimlerin ortak ana kalıbıdır.”

            Bu ince ve felsefik girişten sonra, sanırım nelerin farkında olamadığımızı veya olabildiğimizi de sıralamak gerektiğini hissediyoruz. Reklam’dan söz etmiştik girişte, işte o reklam nedeniyle kimi rahatsız oldu, kimi anlamsız buldu, kimi yaratıcılık örneği olarak gördü, kimi ise hislerine tercüman olarak algıladı. Ama geride bıraktığımız hafta sonu Ankara’da ‘Cumhuriyet Mitingi’ için toplanan abartısız 1,5 milyona yakın insan(-ki söylenene değil, göz görümüne göre) sanırız bir şeylerin farkına varmıştı. Fazla yoruma gerek yok sanırız!..

            Geçen hafta ‘kıskandığımız’ konular belki de aynı zamanda farkına vardıklarımızdı da… Ama, öyle bir oldu ki, sanki bizim bu farkındalıklarımız suçmuş gibi algılandık. Oysa ki, daha sıralayamadıklarımız vardı. Mesela yaklaşık 15-20 yıl önce merhum Kayıkçı Dayı ile sıkı sıkıya savunduğumuz ve bize ‘artık çok oluyorsunuz’ denilen ‘Rize Havaalanının’ bu gün yeniden gündeme gelmesi. Batum’dan gelecek ‘tren yolu’nun Rize’den Samsun’a ve Sivas’a bağlanması, deniz kenti olan Rize’de Riport Rize Limanı dışında denizcilikle bağlantılı başka herhangi bir yatırımın olmayışı… Yok, hayır. Daha fazla uzatmayacağız. Uzattık uzatacağımız kadar zaten, oldukça rahatsızlık vermişiz sanırız!

            Gelelim güzel şeylere. Evet farkına vardık. Rize Devlet Hastanesinde yapılan ‘açık kalp ameliyatı’nın güzelliğinin farkına vardık. Gururlandık. Ama aynı saatlerde KTÜ Tıp Fakültesi’nde bekleyen onlarca insanın çektiği sıkıntıları da gördük!.. Evet, Karadeniz Sahil Yolu için de gururlandık! Ancak, Kemalpaşa’dan Samsun’a uzanan 542 km’yi baştan sona giderken de henüz önemli bir kısmı bitmemiş yolun ne manada açıldığına bir o kadar söylendik.

            Hani, ‘likit yumurtaları’, ‘burs parasıyla alınan gemileri’, ‘Talabani’nin yanaklarını’, ‘Barzani’nin yalakalıklarını’… Offf ki ne offf…

            Bakın ki, ne kadar demokratik bir ülkeyiz. Kendini ortadan kaldırmak için türlü dümenler çevirenleri, açıktan söylenenleri, bizi ‘paranoya’ durumuna sokanları, ‘muhtar bile olamaz’ denilenleri demokrasi adına ‘Başımıza’ getiriyor, Anayasa’yı değiştirtiyor, yasaları ezdiriyor, Cumhur’un başına getirecek kadar güçlendiriyoruz; ondan sonra da ‘demokratik’ tepkimize ‘halellendiriyoruz’. Suçlu kim, ayağa kalkmasına bile gerek yok! Kalkamıyor çünkü!..

            Evet! Biz farkındayız… Farkındalıkları fark ediyoruz. Farkındalık bilinci doğurur. Farkındalık, aynı zamanda bir sistemin içerisinden çıkıp o sisteme dışardan bakabildiğimizde kendimizi hissettiğimiz ruh haline verdiğimiz addır. Ve aynı zamanda farkındalık, kendimiz hakkındaki gerçeği bilmektir. Kendi yaratıcı yeteneğimizi, sınırsız potansiyelimizi ve kendi yarattığımız engelleri görebilmek, hissedebilmek, anlayabilmektir de. Nil Gün’ün de dediği gibi, “Farkındalık bilinçli düşünce, duygu ve davranışlarımızın ve bilinçaltının faaliyetlerinin bizi nasıl etkilediğini değerlendirmemizi sağlar. O zaman, anın farkındalığı içinde tepkisel değil, etkisel davranırız. Her anın hakkını veririz.”

            Sizce olan bitenin, çevremizdekilerin, yaşanan gelişmelerin farkında mıyız?

            Sanırız bizim üstlendiğimiz bu mesleğin ilk görevlerinden ve sorumluluklarından birisinin de bu olduğunun farkındasınızdır!..