Bir Gazimizin Feryadı!..
Nov 17,2009 00:00 by Av.Hüseyin KARAAHMETOĞLU
 

Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’ün katıldığı Gata Askeri Tıp Fakültesi Öğrenci Alayının Sancak Verme Töreni’ndeki bir fotoğrafta 2007 yılında mayın imha etmek istediği bir sırada kollarını kaybeden ve yüzü tanınmayacak derecede yanan ve iki yıl boyunca defalarca ameliyat olan bir yüzbaşının fotoğrafı dikkatlerden kaçmadı. Bu gazimizin evlilik yüzüğünü dahi takamadığını aynı haberde gördük.

Bu fotoğrafı görünce, Rize Barosu Başkanlığı yaptığım sıralarda katıldığım bir törende şehit yakınlarına ve gazilerimize Devlet Övünç Madalyası verilmesi töreninde bir olay aklıma geldi.

Törenin yapılacağı salon bir sinema salonuydu. Bu törene katıldım. Ancak oldum olası böyle bir duygusal ortamdan çok etkilenen bir insan olmam nedeni ile protokol sıralarında oturmam yerine,  arka sırada bulunan bir yerde oturmayı tercih etmiştim.

Tören başlamıştı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşımızın okunması sonrasında Sunucu arkadaşımız tören hakkında bilgi verirken madalya verilecek kahramanlarımıza ‘Şehitler ve malullerimiz’ diye hitap ederek başlayıp programı tek tek açıklayıp, sözü konuşma yapmak üzere bir yetkiliye bırakmıştı. Bu büyüğümüz konuşmasını bitirdikten sonra tekrar sunucu konuşmasında ‘Şehit ve maluller’ kelimesini kullanarak sözüne devam etmesi üzerine, ön sıradan bir gencin büyük tepkisi ile karşılaşmıştı. Genç yüksek sesle ‘neden malul diyorsun, biz gaziyiz’ çıkışı üzerine salonda buz gibi bir hava esmişti.

Bir an sessizlikten sonra sunucu yine konuşmaya devam ederken, elindeki yazıyı okumaya devam ederek tekrar kâğıtta yazılan MALUL kelimesini kullanması üzerine önde oturan ve benim oturduğum yerden görünmeyen genç bu kez daha da sitemkâr bir şekilde ‘bize gaziyiz, Malul değil’ tepkisini gösterdi. Bunun üzerine sunucu bu kez, yasanın böyle olduğunu ve bundan dolayı bu kelimeyi kullandığını açıklama gereği duymuştu.

Bu kez aynı genç ‘sizin madalyanızı istemiyorum, çıkarın beni buradan’ diye tepki göstermişti. O anda tören sıralarının ön tarafta büyük bir karışıklık olmuştu. Tüm üst düzey subaylar bu gazimizi sakinleştirmeye çalışıyorlardı. Gazimiz de ısrarla ‘beni çıkarın buradan, sizin madalyanızı da istemiyorum’ diye bağırıyordu. Tepkisi kelimelerinde şiddetini daha da arttırıyordu. Bu tepkisinin tonuna törende bulunan insanların dayanabileceğine inanmıyorum. Öyle bir içten tepkiydi ki!..

İşte böyle bir feryat devam ederken sunucu yine aynı yasa gereği kelimeyi kullanmak zorunda kalması üzerine tören salonunda göremediğim ve sadece sesini duyduğum bu gazimizin bu kez daha da sert cümleler kurarak ‘çıkarın beni buradan, sizin madalyanızı da istenmiyorum, bize bir gazi bile diyemiyorsunuz’ demesi ve feryatları durdurulmaması üzerine, bir yakının kucağın da feryat ede ede salondan dışarıya çıkarılmakta olduğunu görmüştüm. O an bu gazimizin bir mayın patlaması nedeni ile ayaklarının ve ellerinin kaybettiğini görmüştüm. Daha sonra ise bu GAZİ’mizin yaşamına son verdiğini duydum.

İşte bu PKK ile mücadele eden, ama kendisi için yapılan törende kendisine malul demekte ısrar edilen bir kahramanımı ve Adına yaşamak dediğimiz ve bir kelimeyi GAZİ kelimesini dahi reva görmediğimiz bir törendi bu. Bence PKK ile mücadelede böyle kelimelere maruz kalan nice gencimizin olduğunu tahmin edebiliyorum.

Dün ve bugün kahraman gençlerimizin bu mücadeleyi verirken, vatan sevgilerinin ön planda olduğunu ve bizlerin rahat uyumamız için, gece gündüz, yağmur ve kar altında uyumadan vatanı beklediklerini unutmamamız gerekmektedir.

Oysa bugünlerde PKK’lı teröristlerin adına pişmanlık yasası dediğimiz ve aslında PKK ya af niteliğinde dönüşen bir uygulamada, bu kahraman gazimizin feryadında ne kadar haklı olduğunu anlaşılmaktadır. Devletimiz bu gazimize mevzuat gereği deyip bir GAZİ kelimesini çok görüp, kendisine verilecek onurlu bir madalya töreninde bile MALÜL demekte ısrar etmesi bence affedilir bir hata değildir. Bir kelimenin birle değiştirilmesi gibi basit bir yanlışlığı düzeltmeyip, törende Malul demekte ısrar etmesi, değerlerimize ne kadar saygılı olduğumuzu göstermektedir.

Bu gün aynı ülkemiz bu gençlerimiz öldüren, vatanımızın bölünmesi için mücadele eden PKK’lı teröristler için yasaları değiştirip, ayaklarına hâkim ve savcılarımızı gönderebiliyor isek, burada ciddi bir devlet hatası vardır. Kendinize karşı çalışıyorsanız, aslında karşı tarafa hizmet etmiş olursunuz. İşte biz gazimize dahi malul deyip, PKK’lıların kahramanca karşılanmasını seyrediyor isek, bu tartışılmalıdır. Ve bunu barış adına soruşturmuyor ve binlerce şehit ve gazilerimizin haklarını yok sayıyorsak una barış mı demeliyiz?

Pişmanlık yasası diye tabir edilen TCK’nun 221.maddesini gizli bir PKK’lı teröristlere af niteliğinde kullanıyorsak, bunu öyle kelime oyunları ile değil ciddi bir açıklılıkla halkımıza anlatılması gerekmez mi?

Bence eğer buna Kürt açılımı diyorsanız ve bununda açılımın bir parçası ise, bunu şehitlerimizden ve gazilerimizden helâlık alarak yapmalısınız. Eğer unu yapmıyorsanız, bunun hesabını şehitlerimiz ve gazilerimiz öteki dünyada mutlaka alacaktır.

 

Bir gazimizin tedavi gördüğü hastane de bir komutanın kendisini ziyaret ettiğinde dediği gibi ‘ bana bir elimi, bir ayağımı, bir gözümü verebilir misin?’ sözünün ne anlamı geldiği bugün daha da önemlidir.