İki Yönlü Olmak
Jul 18,2007 00:00 by Mustafa Bayrak

İki yönlü olmak derken,  insanın arkasında göz olur mu? Veya  arkasında burun veya ağız. Ama böyleler var, bunlara  halk dilinde  ‘iki yüzlü’ derler, bunu herkes bilir. Ama  kafasının arkasında bir ağzı daha varsa ona ne derler... İşte ona da  benim dilimde ‘yalaka’  derler. Maalesef az da olsa onlardan  toplumda görmek mümkün.

2002 Seçimleri öncesinde, AKP kurulmadan  Rize’de halkın büyük çoğunluğunun ANAP’lı  olduğunu herkes biliyor. Sanırım bu konuda hem fikiriz. AKP’nin  kurulmasının ardından merkez sağ bölünürken. Sol oylarda az da olsa eksilme oldu.

Ancak bu seçimlerde yine merkez sağda belli oranda yine  bölünmeler artacak ve merkez sağda muhafazakarlardan sağlı sollu geçişler olacak. Şöyle 3 yıl öncesine kadar dönelim… Sokaklarda  herkes AKP’li gibi hareket ediyordu. Sayın Mustafa Mataracı tek başına kalmış gibiydi. Sayın Mesut Yılmaz’ın tekrar siyaset sahnesine dönmesi ile birlikte,  ‘Yılmaz sevgisi’ olanlar yine yuvaya döndü. Bunlar, derinliklerde olan bir sevgi ve herkes bu sevgiye saygı duyar. Birde her ikisinin ortasında kalıp, her iki tarafa; hatta başka taraflara da sinyal verenler var. İşte  bunlara iki  yönlü diyorum. Kafasının arkasında ağzı ve burnu olanlar. Bunlar tehlikeli, bunlar kimliksiz kişiler.

Yaklaşık 25 yıldır bu meslekteyim. Bir zamanlar, yani 25 yıl önce tebeşir verip sattırdığım biri vardı. Sonra onu ‘fahri muhabir’ yaptık ve sonra da derin bir kuyu kazdı yanında Bolulu biriyle. Tabii bu kuyuyu kazarken her ikisi de kadın kılığındaydı. Neden kadın kılığında? Kadınlarımız alınmasın sakın… Bunlar dedikoducu kadınlardan. O tarihlerde pek pantolonlu kadın yoktu ama bunlar pantolon giyen  kadınlardandı.

Niye bu konulara girdim. Kendisini camianın içinde kariyerli görüp, siyasete giren bu kişi, Çaykur’un, Vali’nin, Emniyet Müdürünün ve dahi kimi ‘işine göre’ görürse ona borazanlık yapmakta.

Biraz da gerçekleri yazsa alınmayacağım. Biraz dik dursa. Birde bizim camiaya  kendini mal etmiyor mu? İşte tam uyuz olduğum konu da bu. Hiçbir haberde görmediğim  kişilerin kendilerini ‘gazeteci’ olarak görmesi ve sadece yemekli toplantılara katılması,  doğrusu bana ve yanımda olan birkaç arkadaşıma dokunmakta. Derler ya, ‘ya bizden ol, ya kendinden’. Bunların bizim camianın içinde olmasını doğrusu  kimse kaldıramıyor.

Gazeteci bildiğini, gördüğünü ve doğruları dürüstçe yazar. Hiçbir kişiye ve kuruma  ‘UŞAKLIK’ yapmaz! Özellikle büyük yazdım. Bu kelimeler kime gidiyor kendileri bilirler. ‘Adam gibi adam’ olmayanlara ne derler siz taktir edin…

Şimdi, Çaykur’la ilgili bir yazı okudum. Tenekelerde, yaylalarda yağ kalmadı eritti, döktürdü. El insaf yani. Çaykur’da bu kadar güzel sihirli bir değnek mi var? Adam geldi, oturdu; bir yılda 50 trilyon kar etti. Ben şu özel sektörlere bakıyorum, adamlar zararda. Kaldı ki,  bunlar işçiden ve yakıttan tasarruf ettikleri halde yine zarar ediyorlar. Çaykur, sermayesini 270 trilyon dan 400 trilyona çıkarmadı mı, 130 trilyon hazineden aktarılmadı mı, 90 bin ton kuru çay depolarda kalmadı mı? Matematiğin varsa hesabını yap yağ yakacağına!..

Çayspor’da ‘basın sözcüsü’ oldun diye yağ yakmayı bırak... Kimi  kandırıyorsun. Dik dur ve  kamburun çıkmasın…