Merkez ve Çevre Ülkelerde Milliyetçilik
Sep 04,2007 00:00 by Emin Gürses

                 Milliyetçilik/ulusçuluk kendi devletini kurmak veya mevcut devletini savunmak isteyen, belirli bir etnik grubun/toplumun ideolojisi olarak tanımlanabilir. Milliyetçilik, devlet ve ulusu ilişkilendirmeyi, ulusu siyasallaştırarak ulus-devlet düzeyinde kültürel ve siyasal olanı birleştirerek sistemi güçlü kılmayı içerir. Herhangi bir iç veya dış tehdit durumunda, İhtiyaç duyulan toplumsal dayanışmanın sağlanması için milliyetçiliğin bir ideoloji olarak öne çıktığı yada çıkarıldığı da söylenebilir.

                   Devleti olmayan bazı etnik grupların liderliklerinin milliyetçiliği ise sosyal, ekonomik, siyasal bunalımların yaşanması fırsat bilinerek, toplumsal memnuniyetsizliklerin bir yöne kanalize edilmesi ve otonomi, federasyon gibi taleplere destek aranmaya çalışılmasıyla kendini gösterir. Bir çok azınlık milliyetçiliğinin özgürlükçü taleplerini devlet kurulduktan sonra askıya aldığı bilinir. Bunların birçok durumda uluslararası güç merkezleriyle işbirliğine giderek devlet kurmaya çalıştığı dikkate alınırsa, Rosa Luxemburg'un "Ulusal Sorun" adlı çalışmasında belirttiği Sırp milliyetçiliğinin Çarlık Rusya'sının emperyal hesaplarına yardım ettiği, "büyük oyunda piyon" olarak kullanıldığı tespitini vurgulamak yerinde olur.

TARİHDEN DERS ALMAK

               Fransız İhtilali'nin getirdiği milliyetçilik rüzgarı emperyal merkezlerin de desteğiyle Osmanlı'nın da tasfiyesine yol açmıştı. Özellikle Balkanlar ve petrolün bulunduğu Orta Doğu'da Osmanlı imparatorluğunun tasfiyesi Wilson'un self-determinasyon prensibiyle sağlanılmaya çalışıldı. Bu pensip İngiltere gibi sömürge imparatorluklarının sömürgelerini içermiyordu. 5 Ocak 1918'de Lloyd George savaş döneminde self-determinasyon hakkının sadece Avrupa'da işgal altındaki sömürge topraklarında uygulanacağını söylüyordu. Kendi sömürgelerini buna katmamıştı. Asya ve Afrika'daki sömürgeler için ise "burada yaşayanların barbar oldukları" gerekçesiyle kendilerini idare edemeyeceklerini belirtiyordu. ABD'yi ziyaretinde Wilson'la görüşen İrlanda heyetinin İrlanda sorununu gündeme getirmesi ve 1919 Paris barış konferansında İrlanda'nın bağımsızlığının desteklenmesini istemesi üzerine başkan Wilson'un heyete talepleri nedeniyle hiddetlenmiş olduğu bilinmektedir.

TÜRKİYE'DE MİLLİYETÇİ/ULUSALCI YÜKSELİŞ

                Batı'daki merkezi ülkelerdeki ve Türkiye gibi çevre bir ülkedeki milliyetçilik farklı bir içerik taşımaktadır. Bizim coğrafyamızda milliyetçiliğin, milletin refahının artırılması ve milli devletin korunması amacını güden barışçı bir tanımlama içerdiği söylenebilir. Milli devletin milli refah için savunulduğu Kemalist projeye saldırı da bu amaçladır. Batı'nın bugünkü gelişmesinin temelinde korumacılığın yattığını ise hiçbir aklı başında iktisatçı inkar etmemektedir.

                Emperyalizmin çevrede pazarın açılması biçimindeki globalleşme dayatmalarına direnen ve toplumsal refahın artırılmasına ve adil dağılımına öncelik veren bir milliyetçilik öne çıkmaktadır gelişmekte olan çevre ülkelerde..AB ve ABD merkezli bölgesel dayatmaların Türkiye'de milliyetçiliği bir savunma mekanizması olarak geliştirdiği açıktır. Merkezi ülkelerin yayılmacı eğilimleri nedeniyle bu ülke yöneticileri çevre ülkelere özgürlük ve demokrasi götüreceğiz vaazlarıyla kendi toplumlarından destek almak amacıyla ırkçı, saldırgan bir milliyetçiliği körüklerken, çevre ülkelerde korumacı politikalar için savunmacı bir milliyetçilik tepki olarak ortaya çıkmaktadır.

BATI'NIN SALDIRGANLIĞI

               Merkezi emperyal ülkelerin siyasi-ekonomik vs. dayatmalarına karşı çevre ülkelerde gelişen milliyetçiliğin özgürleşmeci bir boyutu olduğu, merkezi ülkelerdeki milliyetçiliğin ise yabancı düşmanlığını barındıran unsurlar içermesi nedeniyle gerici olduğu açıktır.

                ABD'de ve bazı batılı müttefiklerinde 11 Eylül 2001 sonrası özellikle Müslümanlara karşı milliyetçiliğin yükselmesi bir ırkçı tepki olarak kendisini göstermiş ve yönetim tarafından dış politikadaki emperyal müdahalelere zemin hazırlamak amacıyla özellikle medya ve siyasilerce yönlendirilmiştir. Irak'a saldırının batı kamuoylarında Müslüman karşıtı ırkçı bir temelde meşrulaştırılmaya çalışılmış olması buna örnektir.

EMPERYALİST GLOBELLEŞMECİLİĞE DİRENMEK

                  Globalleşmenin gündeme getirildiği Soğuk Savaş sonrası dönemde ulus-devlet'in önemini yitirdiği söylemleri aslında merkezi gelişmiş ülkelerin istedikleri gibi faaliyet gösterebilecekleri yeni pazar ihtiyacından ortaya atılmış-dayatılmaya çalışılmıştı. Buna karşı çevrede bir karşı çıkış kendisini milli devletin korunması biçiminde bir milliyetçi/ulusalcı tepkiyi doğurdu. Aslında bu bir anti-emperyalist tepkiydi ve bazı toplumsal kesimlerin bu tepkileri doğal olarak  kendilerinin globalleşme sürecindeki dayatmalardan zarar göreceği korkusu üzerine inşa edilmişti.

MİLLİ DEVLETİN SULANDIRILMASINI VAAZ EDEN GLOBALLEŞMECİ

        Dayatmalara karşı direnen milliyetçi-ulusalcı direnmeye karşı çıkan bazı iç çevrelerin batılı emperyal merkezlerin arzuladığı bir tutum sergiledikleri dikkati çekiyor. Bu işbirlikçi çevrelerin milliyetçi/ulusalcı tepkilerin emperyalizmin Türkiye'deki işini zora sokacağından endişe duydukları ve bu nedenle basın-yayın organlarında ulusalcı kesimlere karşı saldırgan bir süreci başlattıkları görülmektedir. Bu çevrelerin tüm çabalarında demokratik emperyalizmi doğrudan yada dolaylı olarak savundukları ve emperyalizmin bölgesel operasyonlarının önünün açılmasına katkıda bulunmaya çalıştıkları görülmektedir. Irak'a saldırıyı da destekleyen bu çevrelerin Türkiye'ye karşı emperyalist müdahale söz konusu olduğunda da karşı çıkmayacakları dikkate alınmalıdır.